• Dr.Bahtiyar EREN

18. Atatürk ile Mülakat Serisi-10 (İnkılap ve Türk İnkılabı)


Benim naçiz (önemsiz) vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet (sonsuzluğa kadar) payidar (kalıcı) kalacaktır.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


Bu çalışmada Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ile "İnkılap ve Türk İnkılabı" üzerine yapılacak olan bir mülakatta sorulabilecek 33 soru belirlenmiş ve ATATÜRK'ün sözleri ile cevap verilmiştir.


Bu çalışmada ana kaynak olarak, Prof. Dr. UTKAN KOCATÜRK tarafından derlenen ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri kitabında yer alan "İnkılap ve Türk İnkılabı" ile ilgili konuları esas alınmıştır.


Soru 1: Sizce "gericilik" nedir? Nasıl doğar?

Hayatın felsefesi, tarihin garip tesellisi şudur ki, her iyi, her güzel, her yararlı şey karşısında, onu imha edecek bir kuvvet belirir. Bizim dilimizde buna “gericilik” derler. İyi bir şey yaptınız mı, biliniz ki bunu imha etmek için karşınıza muhalif, gerici bir kuvvet çıkacaktır. Bundan dolayı, yapmadan evvel, çıkacak kara kuvvetin imhası tedbirini de almamız lâzımdır. Bütün millet emin ve müsterih olsun ki, bugünkü inkılâbı yapanlar ve onu tamamlamaya karar verenler, karşılarına çıkacak menfi kuvvetleri çıktığı noktada ezebilecek kudrete, kabiliyete, tedbire maliktirler. Bundan dolayı tekrar kat’iyetle beyan ederim ki, milletin hâkimiyeti ebedîdir. Ona bozacak ve zarar verebilecek kuvvet, yoktur ve olamaz! 1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 2. 1. 1930)


Soru 2: Gericilerin yoğunlaştığı odak noktası neresidir?

Halkın saflığından istifade ederek milletin maneviyatına musallat olan kimseler ve onların takipçileri ve müritleri, elbette ki bir takım cahillerden ibarettir. Bunlar, Türk milleti için ayıp teşkil edecek vaziyetlerin belirmesinde daima etken olmuşlardır. Milletimizin önünde açılan kurtuluş ufuklarında fasılasız yol almasına mâni olmaya çalışanlar, hep bu müesseseler* ve bu müesseselerin mensupları olmuştur. Türk milletinin bunlardan daha büyük düşmanı olmamıştır. Millete anlatmalıdır ki, bunların millet bünyesinde yaptıkları tahribatı hissetmek lâzımdır. Bunların mevcudiyetini müsamaha ile telâkki edenler, Menemen’de Kubilay’ın başı kesilirken kayıtsızca seyretmeye tahammül ve hatta alkışlamaya cesaret edenlerle birdir.

1931 (Vakit gazetesi, 9. 2. 1931)


Soru 3: Şehit Kubilay olayını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Menemen’de, son zamanlarda meydana gelen gericilik teşebbüsü esnasında, subay vekili Kubilây Bey’in görev yaparken uğradığı sonuçtan Cumhuriyet ordusuna başsağlığı dilerim. Kubilây Bey’in şehit oluşunda gericilerin gösterdiği vahşet karşısında Menemen’deki ahaliden bazılarının alkışla tasvip edici bulunmaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanperverler için utanılacak bir hâdisedir. Vatanı müdafaa için yetiştirilen, dahilî her politika ve ihtilâfın haricinde ve üstünde muhterem bir vaziyette bulunan Türk subayının gericiler karşısındaki yüksek vazifesi, vatandaşlar tarafından yalnız hürmetle karşılandığına şüphe yoktur. Menemen’de, ahaliden bazılarının hataları bütün milleti elemlendirmiştir. İstilânın acılığını tatmış bir muhitte (yerde), genç ve kahraman subay vekilinin uğradığı tecavüzü, milletin bizzat Cumhuriyet’e karşı bir suikast telâkki ettiği (olarak kabul edildiği ) ve bu işe yeltenenlerle, ön ayak olanları, ona göre takip edeceği muhakkaktır (kesindir). Hepimizin dikkati, bu meseledeki vazifelerimizin gereklerini hassasiyetle ve hakkıyla yerine getirmeye yönelmiştir. Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyet’in ülkücü öğretmen heyetinin kıymetli uzvu Kubilây’ın temiz kanı ile Cumhuriyet, yaşama gücünü tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.

1930 (Atatürk’ün T.T.B.IV, s. 546)


Soru 4: Saltanatın gericiliğe katkısı olabilir mi?

Unutulmamalıdır ki, milletin egemenliğini bir şahısta, yahut belirli kimselerin elinde bulundurmakta menfaat bekleyen bilgisiz ve ihtiyatsız insanlar vardı. Hükümdarlar, kendilerini kuruntuya dayanan bir kuvvetin temsilcisi tanırlar ve bundan zevk alırlar. Fakat, onların etrafındaki menfaat düşkünleri bunu din kisvesine büründürerek bütün milleti aldatmaya, hata ettirmeye (hata yaptırtmaya) çalışırlar. Nitekim, şimdiye kadar çalışmışlardır. Nihayet milletin kulağı bu sözlerle dolar ve o telkinleri din icabı ve tam gerçek telâkki eder. Bu gibilere gerici ve hareketlerine gericilik derler. Yakın tarihimizi tetkik edersek birçok örneklere tesadüf ederiz. Fakat, buna bütün cihan kani olmalıdır ki, milletimizi bu gibi telkinlerle bozma ve aldatmanın imkânı kalmamıştır. Fetva ile veyahut şu, bu gibi telkinlerle milleti gericiliğe sevk etmek isteyenlerin yeri, zindan olacaktır. Kesinlikle ve korkusuzca söylerim ki, millî egemenliğimizin her zerresini şu veya bu suretle kayıt ve şarta bağlamak isteyenler, en koyu gericidir. Öylelere karşı milletin yapacağı şey, onları parçalamaktır. 1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 88)


Soru 5: Sizce Türk inkılabı sonsuza kadar yaşayabilir mi?

Milletimiz, çok büyük bir inkılâbın etkeni olmuştur. Gerçekten, asırlardan beri uymaya alıştığımız bir idare şeklinin dışına çıkarak dünyada benzeri bulunmayan bir devlet kurduk. Fakat, bu yeniliğin mutlaka tersine bir hareketi gerektireceğini hatırımızdan çıkarmamak lâzımdır. Bu harekete özel tabiriyle “gericilik” derler. Yaptığımız işler ve aldığımız neticelere göre bu gibi gerici hareketler, her vakit beklenebilir. Kan ile yapılan inkılâplar daha sağlam olur; kansız inkılâp ebedîleştirilemez. Fakat biz bu inkılâba erişmek için lüzumu kadar kan döktük. Bu kanlarımız, yalnız muharebe meydanlarında değil, aynı zamanda memleketin dahilinde de döküldü. Temenniye değer ki, bu dökülen kanlar kâfi gelsin ve bundan sonra kan dökülmesin. Mesut inkılâbımızın aleyhinde fikir ve his taşıyanları aydınlatıp doğru yolu göstermek aydınlara düşen millî vazifelerin en mühimi ve en birincisidir. 1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 68-69)


Soru 6: ATAM, İnkılap kavramını tanımlar mısınız?

İnkılâp, mevcut müesseseleri zorla değiştirmek demektir. Türk milletini son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medenî icaplara göre ilerlemesini temin edecek yeni müesseseleri koymuş olmaktır.

1933 (Afet İnan, Atatürk Hakkında H.B., s. 250)


Soru 7: İnkılap yaparken neye dikkat edilmelidir?

İnkılâp hareketlerinde dikkat edilecek nokta, insan cemiyetlerinin emellerini, fikirlerini teşhis ettikten sonra, onlara yenilikleri kabul ettirebilmektir.

(Afet İnan M.Kemal Atatürk’ün Karlsbad Hatıraları, s. 61)


Soru 8: Türk İnkılabını yabancılar bizim için yapabilir miydi?

Biz Türkler, özellikle bu yüksek Türk İnkılâbı’nı yapmış olanlar bilmelidirler ki, bizi lâyık olduğumuz seviyeye çıkarmakta herhangi bir yabancı âlim, yabancı dâhi, dâhi olsa muktedir olamayacaktır. Düştüğümüz uçurumdan bizi kurtaracak, âlemin en yüksek katlı alanına çıkaracak, yine bu uçurumdan çıkıp yükselmesini bilenler olacaktır. Bu adamlar, bu uçurumdan kendini ve milletini kurtarmış olanlar, medeniyet dünyasında yüksek gibi görünen her adamın varlığından, tetkiklerinden, fikir ve görüşlerinden istifade etmekte daima isabetli davranmış sayılacaktır; fakat bu noktadaki isabeti, kendisinin mensup olduğu memleket ve milleti hakkında karar vermesi için asla isabetli sayılamayacaktır. Burda, ihtiyat kaydını gözden uzaklaştırmayacaktır.1932 (A.Ü.R.İ.N., s. 9)


Soru 9: Türk İnkılabına Türk İhtilali diyebilir miyiz?

Türk İnkılâbı nedir? Bu inkılâp, kelimenin ilk anda işaret ettiği ihtilâl mânasından başka, ondan daha geniş bir değişikliği ifade etmektedir. Bugünkü Devletimizin şekli, asırlardan beri gelen eski şekilleri ortadan kaldıran en gelişmiş tarz olmuştur. Milletin, varlığını devam ettirmesi için fertleri arasında düşündüğü müşterek bağ, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani millet, dinî ve mezhebî bağlantı yerine Türk milliyeti bağıyla fertlerini toplamıştır. Millet, uluslararası umumî mücadele sahasında hayat sebebi ve kuvvet sebebi olacak ilim ve vasıtanın ancak çağdaş medeniyette bulunabileceğini, bir değişmez gerçek olarak prensip saymıştır. Netice olarak, millet saydığım değişiklik ve inkılâpların tabiî ve zarurî icabı olarak umumî idaresinin ve bütün kanunlarının, ancak dünyevî ihtiyaçlardan mülhem ve ihtiyacın değişme ve gelişmesiyle sürekli olarak değişme ve gelişmesi esas olan dünyevî bir zihniyeti, hayatı boyunca devam edecek bir idare saymıştır. Büyük milletimizin hayatının seyrinde vücuda getirdiği bu değişiklikler, herhangi bir ihtilâlden çok fazla, çok yüksek olan en muazzam inkılâplardandır. Çok milletlerin kurtuluş ve yükselme mücadelesinde şahlandıkları görülmüştür. Fakat bu şahlanma, Türk milletinin şuurlu şahlanmasına benzemez.

1925 (M.E.İ.S.D. I, s. 28)


Soru 10: Türk İnkılabı nedir?

Cumhuriyetin 10. yıldönümü münasebetiyle 29 Ekim 1933 günü kordiplomatiği kabulü sırasında söylemiştir:

Türk İnkılâbı kurucudur. Türk İhtilâli, yüksek bir insanî ülkü ile birleşmiş vatanperverlik eseridir. Çocuklarına, bütün güzellikleri ve bütün büyüklükleri görmek ve aynı zamanda bütün sefaletlere acımak sanatını öğretmektedir. Bu inkılâbın ateşli ve imanlı bir yapıcısı sıfatıyla dünyaya açık yürekle, samimiyetle ve dostlukla bakıyorum. Bu heyecan ve büyük sevinç gününde size bu samimî teminatı vermekledir ki, memleketlerinize karşı olan hissiyatımı en iyi bir tarzda ifade etmiş oluyorum.

1933 (Hakimiyeti Milliye gazetesi, 30.X.1933, s. 2)


Soru 11: Türk İnkılabı, sadece büyük şehirlerde mi geçerliydi?

Türkiye’nin her köşesinde ihtilâl ve inkılâp, hakikî Türklüğe kavuşma mücadelesi olmuştur. 1937 (Ayın Tarihi, Sayı: 49, 1938, s. 44)


Soru 12: İstiklal Savaşı ve Türk İnkılabının başarılı olmasının kaynağı nedir?

İstiklâl Savaşı ve Türk İnkılâbı, her hamlesinde ve her safhasında, milletimizin yüksek siyasî ve medenî karakteriyle memleket işlerindeki şuurlu birliğine dayanarak muvaffak olmuştur. 1938 (Ulus gazetesi, 16. 10. 1938)


Soru 13: Türk İnkılabının başarılı olacağına nasıl inandınız?

Beyinleri birtakım ihtiraslı hislerin dalgalandığı yer olan insanların görüşü ile ve birtakım boş zanlarla gerçeği değiştirmek ve hakkı söndürmek mümkün değildir ve bugüne kadar dünyada buna imkân bulunamamıştır. 1922 (Atatürk’ün S.D.II, s. 35)


Soru 14: Bir insanın inkılapçı olabilme şart kriteri nedir?

Hakikî inkılâpçılar onlardır ki, ilerleme ve yenileşme inkılâbına yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilime sızmasını bilirler. Bu münasebetle şunu da ifade edeyim ki, Türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı siyasî, sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir; sizsiniz! Bu istidat ve gelişme mevcut olmasaydı, onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret kâfi gelemezdi. Herhangi bir gelişme devresinde bulunan bir insan kütlesini, bulunduğu vaziyetten kaldırıp damdan düşer gibi filân gelişme seviyesine eriştirmek imkânsızlığı tabiî izaha muhtaç değildir.

Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mâna ve biçimiyle medenî bir toplum haline ulaştırmaktadır. İnkılâplarımızın temel prensibi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen zihniyetleri darmadağın etmek zarurîdir. Şimdiye kadar milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler tamamen kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, dimağa gerçek parıltılarını yerleştirmek imkânsızdır. 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s. 214)


Soru 15: Türk İnkılabının gerçek sahibi kimdir?

Hakikî inkılâpçılar onlardır ki, ilerleme ve yenileşme inkılâbına yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilime sızmasını bilirler. Bu münasebetle şunu da ifade edeyim ki, Türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı siyasî, sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir; sizsiniz! Bu istidat (yetenek) ve gelişme mevcut olmasaydı, onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret (güç) kâfi (yeterli) gelemezdi. Herhangi bir gelişme devresinde bulunan bir insan kütlesini, bulunduğu vaziyetten kaldırıp damdan düşer gibi filân gelişme seviyesine eriştirmek imkânsızlığı tabiî izaha muhtaç değildir.


Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mâna ve biçimiyle medenî bir toplum haline ulaştırmaktadır. İnkılâplarımızın temel prensibi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen zihniyetleri darmadağın etmek zarurîdir. Şimdiye kadar milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler tamamen kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, dimağa gerçek parıltılarını yerleştirmek imkânsızdır.

1925 (Atatürk’ün S.D.II, s. 214)


Ey memleketini seven ve memleketi, milleti için hayatını fedadan çekinmemiş bulunan kıymetli vatandaşlar! Hep beraber bütün dünyaya açık ifade edelim ki, bunca inkılâpların bilinçli kahramanı olan bu millet, medeniyet güneşinin bütün sıcaklığını almıştır. Şüphe etmeye yer var mıdır ki, bu sıcaklığın verimli sonuçları elbette olupbitti halinde gür olarak fışkırmaktadır. Gerçi çok kısa zamanda hızlı ve yoğun denilecek kadar siyasî, idarî, toplumsal inkılâplar yaptık. Bu yaptıklarımızın sürat ve yoğunluğundan, ancak memnuniyetle ve bahtiyarlıkla söz edilebilir; çünkü bu böyle olmasaydı, kurtuluş ihtimali tehlikeye düşebilirdi. Kabul etmek uygundur ki ve böyle yapmak zorunluluğu içindir ki , böyle yaptık. 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s. 209)

İnkılâbın kanunu, mevcut kanunların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki cereyanı boğmadıkça başladığımız inkılâp ve yenilik, bir an bile durmayacaktır; bizden sonraki devirlerde de böyle olacaktır.

1923 (İsmail Arar, Atatürk’ün İzmit Basın Toplantısı, s. 56)


2 Mart 1925 günü Cumhuriyet Halk Partisi Yürütme Kurulu toplantısında söylemiştir :

- Milletin elinden tutmaya lüzum vardır. İnkılâbı, başlayan tamamlayacaktır.

1925 (Siyasi Hatıralar, II. Kısım, Ali Fuat Cebesoy, s. 145)


Soru 16: Türk milletine neden çok güveniyorsunuz?

Bizim milletimiz vatanı için, hürriyeti ve egemenliği için fedakâr bir halktır; bunu ispat etti. Milletimiz, yaptığı inkılâpların kıskanç savunucusudur da. Benliğinde bu faziletler yerleşmiş bir milleti, yürümekte olduğu doğru yoldan hiçbir kimse, hiçbir kuvvet alıkoyamaz. 1924 (Atatürk’ün B.N., s. 84)


Soru 17: Türk İnkılabında ordu ve milletin katkısı nasıl olmuştur?

Milleti sevk ve idare edenlerin dayanağı, ordu olmuştur. Diğer milletlerde ordu ile millet, daima birbiriyle karşı karşıyadır. Halbuki, bizde tamamiyle olay tersinedir. İkinci Meşrutiyeti, kahraman subaylarımız ilân ettikleri gibi bu inkılâpları da yine bunların fedakârlığına borçluyuz.

1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Ş.D.K. ve İ.S., s. 55)


Soru 18: Milli birlik beraberlik neden önemlidir?

Milletlerin tarihinde bazı devirler vardır ki, muayyen (belirlenmiş) maksatlara erişebilmek için maddî ve mânevî ne kadar kuvvet varsa hepsini bir araya toplamak ve aynı istikamete yöneltmek lâzım gelir. Yakın senelerde milletimiz, böyle bir toplanma ve birleşme hareketinin mühim neticelerini kavramıştır. Memleketin ve inkılâbın, içeriden ve dışarıdan gelebilecek tehlikelere karşı korunması için, bütün milliyetçi ve cumhuriyetçi kuvvetlerin bir yerde toplanması lâzımdır. Aynı cinsten olan kuvvetler, müşterek gaye yolunda birleşmelidir. 1931 (Atatürk’ün S.D. III, s. 90)


Soru 19: Türk İnkılabının amacı ve önündeki engeli nedir?

Hakikî inkılâpçılar onlardır ki, ilerleme ve yenileşme inkılâbına yöneltmek istedikleri insanların ruh ve vicdanlarındaki gerçek eğilime sızmasını bilirler. Bu münasebetle şunu da ifade edeyim ki, Türk milletinin son senelerde gösterdiği harikaların, yaptığı siyasî, sosyal inkılâpların gerçek sahibi kendisidir; sizsiniz! Bu istidat ve gelişme mevcut olmasaydı, onu yaratmaya hiçbir kuvvet ve kudret kâfi gelemezdi. Herhangi bir gelişme devresinde bulunan bir insan kütlesini, bulunduğu vaziyetten kaldırıp damdan düşer gibi filân gelişme seviyesine eriştirmek imkânsızlığı tabiî izaha muhtaç değildir.

Yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâpların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mâna ve biçimiyle medenî bir toplum haline ulaştırmaktadır. İnkılâplarımızın temel prensibi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen zihniyetleri darmadağın etmek zarurîdir. Şimdiye kadar milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler tamamen kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, dimağa gerçek parıltılarını yerleştirmek imkânsızdır. 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s. 214)


Arkadaşlar, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâplar için aydınlığın ve aydının yoluna gideceğiz; hedef ve hünerimiz, cahil kütleyi de aydınlatarak yolumuzda yürütmek ve onu aydınlığa çıkarmaktır. Cumhuriyetimizi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak isteğimizi köstekleyecek herhangi bir referanduma gitmek, yalnız cehalet değil, hıyanet olur. Yüzde seksenine okuma yazma öğretilmemiş bir memlekette inkılâplar plebisitle olmaz!...1934 (Baki Vandemir, Yerli yabancı 80 imza Atatürk’ü anlatıyor, s. 172)

Soru 20: Türk inkılabı zamana yayılarak yapılabilir miydi?

Türkiye’yi, derece derece mi ilerletmeli, ani olarak mı? İki sistem var, biri malûm büyük Fransız İhtilâli’ndeki tarz; rejimler değişecek, ihtilâllere karşı mukabil ihtilâller yapılacak. Sağ solu tepeler, sol sağı süpürürken bir de bakılacak ki bir buçuk asırlık zaman geçmiş... Bu milletin damarlarında o kadar bol kan ve önünde o kadar geniş zaman var mı?

1922 (İsmail Habib Sevük, Atatürk İçin, s. 73)


Ey memleketini seven ve memleketi, milleti için hayatını fedadan çekinmemiş bulunan kıymetli vatandaşlar! Hep beraber bütün dünyaya açık ifade edelim ki, bunca inkılâpların bilinçli kahramanı olan bu millet, medeniyet güneşinin bütün sıcaklığını almıştır. Şüphe etmeye yer var mıdır ki, bu sıcaklığın verimli sonuçları elbette olupbitti halinde gür olarak fışkırmaktadır. Gerçi çok kısa zamanda hızlı ve yoğun denilecek kadar siyasî, idarî, toplumsal inkılâplar yaptık. Bu yaptıklarımızın sürat ve yoğunluğundan, ancak memnuniyetle ve bahtiyarlıkla söz edilebilir; çünkü bu böyle olmasaydı, kurtuluş ihtimali tehlikeye düşebilirdi. Kabul etmek uygundur ki ve böyle yapmak zorunluluğu içindir ki , böyle yaptık. 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s. 209)


Soru 21: Türk inkılabı, halk oylaması ile yapılabilir miydi?

Arkadaşlar, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılâplar için aydınlığın ve aydının yoluna gideceğiz; hedef ve hünerimiz, cahil kütleyi de aydınlatarak yolumuzda yürütmek ve onu aydınlığa çıkarmaktır. Cumhuriyetimizi, çağdaş medeniyet seviyesine ulaşmak isteğimizi köstekleyecek herhangi bir referanduma gitmek, yalnız cehalet değil, hıyanet olur. Yüzde seksenine okuma yazma öğretilmemiş bir memlekette inkılâplar plebisitle olmaz!...1934 (Baki Vandemir, Yerli yabancı 80 imza Atatürk’ü anlatıyor, s. 172)


Soru 22: Türk İnkılabı millete karşı mı yapılmıştır?

Milleti hazırlamadan inkılâplar yapılamaz.

(Afet İnan, Kemal Atatürk’ü Anarken, 1956, s. 54)

Yapılan işlerde halkın eğilimlerini dikkatte tutmalıyız. Halka karşı gitmemeliyiz. Fakat, prensiplerimiz davasında bir tek kişi kalsak, başımızı verir, taviz vermeyiz!

(Falih Rıfkı Atay, Çankaya II, s. 587)

Soru 23: Türk İnkılabını hangi şartlarda başarısız olur?

Biliyorsunuz ki, Fransız Büyük İnkılâbı hemen yüz sene devam etmiştir. Üç senede esaslı bir inkılâbın biteceğini farz etmek hata olur. Belki, zaman zaman şöyle veya böyle bir şeyler olacaktır. Kanaatimizi sabit, muvaffakiyet ümidimizi hâkim bulundurmak sayesinde mutlaka galip geleceğiz. Hocaları memnun edelim, İslâm âlemini memnun edelim, herkesi memnun edelim dersek, mümkün olsun, hepsi memnun olsun; ama biz maksadı temin etmiş olmayız. İdare-i maslahatçılar esaslı inkılâp yapamaz. Bugünkü sefalet ve rezalet içinde esasen kimseyi memnun etmeye imkan yoktur. Memleket mamur, millet zengin olduğu zaman herkes memnun olur.

1923 (İsmail Arar, Atatürk’ün İzmit Basın Toplantısı, s. 55)


Milletimizin sağlam bir bilince sahip olduğuna, kahramanı olduğu büyük ve gerçekleşmiş eserler ve olaylardan sonra kimsenin şüphe etmeye hakkı kalmamıştır. Bilinç daima ileriye ve yeniliğe götürür ve geriye dönüş kabul etmez bir haslet olduğuna göre, Türkiye Cumhuriyeti halkı ileriye ve yeniliğe uzun adımlarla yürümeye devam edecektir. Bilinçte bozukluk görülmedikçe geriye gitmek ve durmak hatıra bile gelemez.

1925 (Atatürk’ün S.D.II, s. 214)


Soru 24: Türk inkılabına karşı olanları nasıl tanımlıyorsunuz ATAM?

Kudretsiz beyinler, zayıf gözler gerçeği kolaylıkla göremezler. O gibiler, büyük Türk milletinin yüksek seviyesine nazaran geri adamlardır. Fakat, zaman bütün gerçekleri, en geri olanlara dahi anlatacaktır. 1925 (M.E.İ.S.D.I, s. 27)


Adımlarını, attığımız medeniyet ve yenilik adımlarına uydurmak istemeyenler ne bedbahttırlar! Bu gibiler hâlâ milleti aldatacaklarını ümit ediyorlarsa bu ümitleri, kendilerinin zarara uğramalarından başka bir netice vermeyeceğine şimdiden emin olabilirler. 1925 (Atatürk’ün S.D.II, s. 223)


Biz, büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce tarafları vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lâzım. En ileri demokrasilerde bile rejimi korumak için, sert tedbirlere müracaat edilmiştir. Bize gelince, inkılâbı koruyacak tedbirlere daha çok muhtacız.

1925 (Avni Doğan, Kurtuluş, Kuruluş ve Sonrası, s. 165)


Soru 25: Türk inkılabına karşı gericilik hareketine karşı nasıl davranmalıyız?

Fransız İnkılâbı, ancak yüz senede muvaffak olmuştur. Biz ise, inkılâbımızın henüz üçüncü senesindeyiz. Kimse iddia edemez ki, bizim inkılâbımız da bir tepkiye, bir gericilik hareketine maruz kalmasın. Fakat, bu üç sene içinde akıttığımız kanların kâfi görülmesi için, çıkacak gerici hareketleri doğduğu yerlerde boğmaya çalışmalıyız.

1923 (Gazi ve İnkılâp, Mahmut Soydan, Milliyet gazetesi, 7.12.1929)


Kara taassup seni parçalamaya bile kalksa, başını vereceksin, fakat eğilmeyeceksin!

(Falih Rıfkı Atay, M.K. Mütareke Defteri, s. 85)


Soru 26: Türk inkılabını nasıl koruyacağız ATAM?

Milletin uyanıklığına, milletin ilerleme ve gelişme istidadına güvenerek, milletin azminden asla şüphe etmeyerek Cumhuriyetin bütün gereklerini yapacağız. Birçok güçlükler ve engeller karşısında bulunduğunuzu biliyoruz. Bunların hepsini tetkik ile, azim ve iman ile ve millet aşkının sarsılmaz kuvvetiyle birer birer çözüp sonuçlandıracağız. O millet aşkı ki, herşeye rağmen sinemizde sönmez bir kuvvet, dayanıklılık ve ateş kaynağıdır. 1924 (Atatürk’ün S.D.II, s. 166)


Artık bugün, hayat ve insaniyet gerekleri, bütün açıklığıyla belirmiştir. Bunlara aykırı olan rivayetler ahlâk ve imana esas olamaz. Hakikat belirince yalan ortadan kalkar. Boş sözler, hurafeler kafalardan çıkmalıdır. Her türlü yükselme ve olgunlaşmaya istidatlı (yetenekli) olan milletimizin sosyal ve düşünsel adımlarını kısaltmak isteyen engeller mutlaka ortadan kaldırılmalıdır. 1924 (Atatürk’ün B.N., s. 86)


İnkılâbın hedefini kavramış olanlar, daima onu muhafazaya muktedir olacaklardır.

1930 (Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, s. 12)

Soru 27: Türk İnkılabı ile Türk toplumunun kazanımları neler olmuştur?

Kültürel ve sosyal alanda başardığımız işler, Türkiye Cumhuriyeti’nin ulusal çehresini, kesin çizgileriyle ortaya çıkarmıştır. Yeni harfleri, ulusal tarihi, öz dili, ar, ilimsel müzik ve teknik kurumlarıyla kadını erkeği her hakta eşit, modern Türk toplumu bu son yılların eseridir. Türk ulusu, ancak varlığını derin ve sağlam kültür sınırları ile çevreledikten sonradır ki, onun yüksek kapasitesi ve erdemi, uluslar arasında tanılır. Türk ulusuna doğal rengini veren bu devrimlerden her biri, çok geniş tarihsel devirlerin öğünebileceği büyük işlerden sayılsa yeridir. 1935 (Atatürk’ün S.D.I, s. 366)


Soru 28: Peki bu kazanımlar kalıcı mıdır ATAM?

İnkılâbımız henüz yenidir. Dedikleri gibi kökleşip benimsendiği hakkındaki kanaatlerimiz ancak ilerde karşılaşacağımız hâdiselerle gerçekleşecek ve sağlamlaşacaktır. Fakat, şimdi şuna emin olmalısınız ki, bugün başına şapka giyen, sakalını bıyığını traş eden, skomin ve frakla toplum hayatımızda yer alanlarımızın çoğunun kafalarının içindeki zihniyet, hâlâ sarıklı ve sakallıdır.

1927 (Tevfik Noyan Anlatıyor, Nükte, Fıkra ve Çizgilerle Atatürk III, Der. : N.A. Banoğlu, s. 87)


Soru 29: En büyük inkılap eseriniz hangisidir?

En büyük inkılâp eseriniz hangisidir? sorusuna verdiği cevap:

- Benim yaptıklarım, birbirine bağlı ve lüzumlu işlerdir. Bana yaptıklarımdan değil, yapacaklarımdan sorunuz! (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, s 119)


Soru 30: ATAM, inkılâp ve ilkeleriniz bir doktrine dayansa ne olur?

- O zaman donar kalırız.

(Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Atatürk’ün İdeolojisi, Milliyet gazetesi, 13. XI. 1970)


Soru 31: O zaman ATAM, siz hangi taraftasınız? Görüşünüz nedir?

Bütün dünya bilsin ki, benim için bir taraflılık vardır: Cumhuriyet taraftarlığı, fikrî ve sosyal inkılâp taraftarlığı. Bu noktada, yeni Türkiye topluluğunda bir ferdi, hariç düşünmek istemiyorum. 1924 (Atatürk’ün S.D.II, s. 189)


Takrir-i Sükûn Kanunu’nu ve İstiklâl Mahkemelerini istibdat vasıtası olarak kullanacağımız fikrini ortaya atanlar ve bu fikri aşılamaya çalışanlar oldu. Biz, olağanüstü sayılan ve fakat kanunî olan tedbirleri, hiçbir vakit ve hiçbir suretle, kanunun üstüne çıkmak için, vasıta olarak kullanmadık; aksine, memlekette düzen ve güvenlik kurmak için uyguladık; devletin hayat ve bağımsızlığını temin için kullandık. Biz, o tedbirleri, milletin medenî ve sosyal gelişmesinde istifadeli kıldık. Bu sebeple, biz her vasıtadan, yalnız ve ancak, bir görüşten istifade ederiz. O görüş şudur : Türk milletini, medenî dünyada lâyık olduğu yere yükseltmek ve Türk Cumhuriyeti’ni sarsılmaz temelleri üzerinde, her gün daha ziyade kuvvetlendirmek... Ve bunun için de istibdat (despotluk, monarşi) fikrini öldürmek...1927 (Nutuk II, s. 894-897).


Soru 32: ATAM, inkılap güneşi metaforu ile neyi anlatmak istiyorsunuz?

İnkılâp, güneş kadar parlak, güneş kadar sıcak ve güneş kadar bizden uzaktır. İstikametimi daima o güneşe bakarak tâyin eder ve öylece ilerlerim, ilerlerim; parlaklığı ve sıcaklığı ilerlememe müsaade edinceye kadar ilerlerim. Tekrar ilerlemeye devam etmek üzere dururum; tekrar o güneşe bakarak istikamet alırım.

(Ahmed Cevat Emre, Muhit Mec., Sene : 4, No : 48, 1932, s. 2)


Soru 33: Türk İnkılabını özetleyebilir misiniz ATAM?

Uçurum kenarında yıkık bir ülke... Türlü düşmanlarla kanlı boğuşmalar... Yıllarca süren savaş.. Ondan sonra, içerde ve dışarda saygı ile tanınan yeni vatan, yeni sosyete, yeni devlet ve bunları başarmak için arasız, devrimler.. İşte Türk Genel Devrimi’nin bir kısa ifadesi... 1935 (Atatürk’ün S.D.I, s. 365)


Atatürk, İnkılap ve Türk İnkılabı ile ilgili video için:



Güzel günler sana gelmez, sen onlara yürüyeceksin.

Hz.Mevlana


1. Yalın Yönetim ilgili diğer bilgileri Yazardan Direkt Yayınevi tarafından basılan "Yalın Yönetim ve Teknikleri: Soru ve Yanıtlarla" adlı kitabımda bulabilir, www.heryerdekitap.com ve amazon.com.tr adreslerinden sipariş vererek temin edebilirsiniz.

2. Ayrıca, www.freeleansixsigma.com web sayfamda Türkçe ve İngilizce Yalın Altı Sigma ile ilgili detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

3. Yalın Yönetim ile ilgili kısa fakat öz ve açıklayıcı bilgileri içeren eğitici videolarımı "Dr.Bahtiyar EREN" YouTube kanalımda bulabilirsiniz. Videolarım İngilizce ve Türkçe olarak hazırlanmıştır.


Kalite dostu ve gönüllüsü olmanız ve kalmanız dileğiyle saygılarımı sunarım.

Dr.Bahtiyar EREN








1 view
Operations Research
CSSBB, CSSGB, CQE
(American Soceity of Quality-ASQ)

© 2019 by Bahtiyar EREN. Bu web sayfası Wix.com programı ile oluşturulmuştur.

Pictures are taken from https://pixabay.com