• Dr.Bahtiyar EREN

13. Atatürk ile Mülakat Serisi-5 (Milli Mücadele)

Benim naçiz (önemsiz) vücudum, bir gün elbet toprak olacaktır. Fakat Türkiye Cumhuriyeti, ilelebet (sonsuzluğa kadar) payidar (kalıcı) kalacaktır.

Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK


Bu çalışmada Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ile "Milli Mücadele" üzerine yapılacak olan bir mülakatta sorulabilecek 27 soru belirlenmiş ve ATATÜRK'ün sözleri ile cevap verilmiştir.


Bu çalışmada ana kaynak olarak, Prof. Dr. UTKAN KOCATÜRK tarafından derlenen ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayınlanan Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri kitabında yer alan "Milli Mücadele" ile ilgili konuları esas alınmıştır.

Soru: Osmanlı İmparatorluğu tekrar canlandırılabilir miydi?

Osmanlı Devletinin temelleri çökmüş, ömrü tamam olmuştu. Osmanlı memleketleri tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türk’ün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele, bunun da taksimini teminle uğraşılmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükûmet, bunlar hepsi anlamı kalmamış birtakım mânasız sözlerden ibaretti. O halde ciddî ve hakikî karar ne olabilirdi? Bu vaziyet karşısında bir tek karar vardı. O da millî egemenliğe dayanan, kayıtsız ve şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti tesis etmek! İşte, daha İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz uygulamaya başladığımız karar, bu karar olmuştur.

1927 (Nutuk I, s. 12)


Soru: Osmanlı hükümetinin düşündüğü kurtuluş çarelerinden birisi neydi?

Birinci T.B.M.M.’nin 24 Nisan 1920 günkü birleşiminde söylemiştir:

İstanbul ortamının, Ferit Paşa Kabinesi’nin kabul ettiği şeyi kabul etmek şerefimizi, hayatımızı, her şeyimizi bırakmak, yani İngilizlere esir olmaktır. O zaman yapılacak iş yoktur. Yok, bu milleti millet olarak, insan olarak namus ve şerefiyle yaşatmak istiyorsak, kabul edeceğimiz nokta ve esas, mevcut bütün kuvvet ve vasıtalarımızı gereğine göre kullanarak bizi imhaya çalışan düşmanların düşmanca olan emellerini kırmaktır ve ben şahsen, katiyen şüphe etmem ki, bütün arkadaşlarımız ancak böyle yüce hisle buraya gelmişlerdir ve yapacakları tarihî vazifenin büyüklük derecesini ve incelik ve önemini bütün açıklığıyla anlamış bulunuyorlar.

1920 (G.C.Z., cilt: I, s. 8)



Soru: Sizce, Türk milletini uykudan uyandıran olay hangisidir?

İzmir dramından sonra idi ki, milletimiz gerçekten duygulandı ve uyandı ve derin uçuruma sürüklendiğini anladı. Ve ondan sonra hukukunu bizzat savunmaya karar verdi. Tabiî bunu yapabilmek için bir şekil almak, örgütlenmek lâzım gelirdi; zaten her taraftan örgüt ve şekillenme daha evvel başlamış idi. Fakat, evvelâ Erzurum ve bundan sonra Sivas Kongrelerinde genel birliğimiz oluştu. Erzurum ve Sivas kongrelerinin bildirge ve tüzüğünün içeriği önemlidir.

1920 (Atatürk’ün S.D.II, s.11)


Soru: Millet nasıl tepki vermiştir?

Bu hareket, milletin bir arzusudur; hatta bir ihtiyacıdır. Bu arzu ve ihtiyacı doğuran şey de kişiler değil, bizzat olaylardır. Devletin bütünlüğünü ve bağımsızlığını tehdit eden kanunsuz birtakım ihtiraslar, topraklarımıza hiçbir hakka dayanmaksızın vuku bulan taarruzlar, tehlike karşısında millete birleşmek lüzumunu duyurmuştur.

1919 (Atatürk’ün S.D.III, s. 6-7)


Türkiye ve Türkiye halkı, bağımsızlığını ve varlığını imhaya yönelik acı darbeler karşısında kaldığı gün, insanlık dünyasında hiçbir dayanak noktasına sahip bulunmuyordu. Yalnız ve ancak kalp ve vicdanındaki azim ve imana güvenerek, ya bağımsızlığına sahip ve egemen olarak yaşamaya veyahut ölmeye karar verdi. Bu kararın tabiî gereği olmak üzere şu anda devam etmekte olan millî mücadelesine başladı.

1921 (Atatürk’ün S.D.II, s. 24))


Soru: Tarihte Türk milletinin bağımsızlık aşkının ne zaman başladığını düşünüyorsunuz?

Ne vakit başladığı bilinmeyen zamanlardan beri bağımsızlığın şerefi ile yaşayan milletimiz, en feci bir çökmeyle nihayet buluyor gibi görünmüşken, esaret kaydına karşı evlâdını ayaklanmaya davet eden ecdat sesi kalplerimiz içinde yükseldi ve bizi son kurtuluş mücadelesine davet etti.

1921 (Atatürk’ün S.D. I, s. 165)


Soru. 1919 yılında Samsun'a çıkarken elinizdeki maddi güç neydi ATAM?

Ben, 1919 senesi mayısı içinde Samsun’a çıktığım gün elimde, maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım. [1].1937 (Cumhuriyet gazetesi, 1.4.1937)



Soru . Sizce Türk milleti esaret ve aşağılığı kabul eder miydi?

Türk, esaret kabul etmeyen bir millettir. Türk milleti esir olmamıştır. 1925 (Atatürk’ün S.D. II s. 230)


Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. o esaret ve aşağılığı kabul etmez. Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine, “Ey millet! sen esaret ve aşağılığı kabul eder misin?” diye sormak lâzımdır. 1920 (Yunus Nadi Abalıoğlu, Ankara’nın İlk Günleri, s. 99)



Soru: Kurtuluş mücadelesinde Kişiler mi fikirler mi önemlidir?

Millî dava, ancak bu inan, bu irade ve azimle gerçekleştirilecektir. Yaşaması ve muzaffer olması gereken naçiz şahıslarımız değil, millî kurtuluşu temin edecek olan fikirlerdir.

1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. Atatürkle Beraber, Cilt: I, s. 203)


Soru. ATAM dışarıdan yardım için istek ve talepte bulundunuz mu?

Birinci T.B.M.M’nin 29 Mayıs 1920 günkü gizli birleşiminde söylemiştir:

Bir defa mevcudiyetimizi muhafaza ve millî emellerimizi temin için gerçek dayanağı dışarda değil içerde, kendi vicdanımızda bulmak prensibini Hükûmet kabul etmiştir. Çünkü, kendi kuvvetimizi göz önüne almaksızın dışardan, şuradan buradan gelecek kuvvetlere dayanarak emel takip edersek ve o kuvvetten ve o imdattan yardım da gelmezse hayal kırıklığına uğrarız. Bunun için her şeyden önce, kendi kuvvetimize önem veriyoruz.

1920 (G.C.Z. cilt: I, s. 48)

Soru: Sakıncası yoksa kurtuluş mücadelesine çıkarken başarmak için yemin ettiniz mi?

Bağımsızlık gayesinin elde edilişine kadar, tamamiyle milletle birlikte, fedakârane çalışacağıma mukaddesatım namına yemin ettim. Artık benim için Anadolu’dan hiçbir yere gitmemek kesindir. 1919 (Nutuk I, s. 21) (mukaddesat: Kutsal sayılan inanç ve davranışlar.) TDK Sözlük


Soru . Bizi kurtuluşa götüren siz ve arkadaşlarınızın ortak nokta neydi?

Milletin esaretten kurtarılması, hâkim ve bağımsız olarak topraklarımızda yaşayabilmesi ancak azimkâr ve namuslu ellerin milleti kısa ve doğru yoldan hukukunu ve bağımsızlığını müdafaaya yöneltmesiyle mümkün olacaktır.

1919 (Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, 1969, s. 35)


Ben ve benim gibi birçok vatandaşlar, kardeşler, milletin asıl vatanı, ümitsiz felâkete düştüğü zaman görevli oldukları, vicdanen, namusen, haysiyeten yükümlü bulundukları vazifeyi yapmak mevkiinde kaldılar. Bunu elbette yapacaklardı; yapmaları mecburi idi, vicdanî idi, insanî idi, millî namus gereği idi. Ben bu mukaddes esasların dışında hareket edebilir mi idim? Efendiler; elbette edemezdim. Türk milletinin hakikî hiçbir ferdi bu gereklerin haricinde hareket edemezdi. Ben elbette bu elim manzara karşısında vicdanımın emirlerine muhalif, millî namusumuza aykırı hareket edemezdim. Mensup olmakla övünç duyduğum yüksek topluluğun yüksek haysiyetine elbette aykırı hareket edemezdim. Bence mensubiyetiyle övündüğüm milletin hiçbir ferdi bu namus gereğinden asla sapmamıştır. Eğer bundan müstesna gösterilenler varsa emin olunuz aziz, namuslu vatandaşlar; onlara kalp ve vicdanı milletimizin müşterek temiz vicdanından hiç ilham almamış kapkara sefil vicdanlardır.

1925 (M.E.İ.S.D.I,s.22)


Soru . Çaba sarfetmeden kurtuluş olabilir mi?

Ölmek isteyen bir milleti hiçbir kuvvet kurtaramaz. Türk milleti ölmek istemez; o, daima yaşıyacaktır efendiler!

(Şevket Aziz Kansu, Türk Dili Dergisi Sayı:12,1952,s.682)


Milletin bağımsızlığını, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.

1919 (Nutuk I, s. 31)


Soru: Kurtuluş mücadelesi esnasında yabancı basına hiç mülakat verdiniz mi?

Evet, Associated Press muhabirine şöyle dediğimi hatırlıyorum.

Millî müdafaamızı, düşmanların bayrakları babalarımızın ocakları üstünden çekilinceye kadar terk edemeyiz. İstanbul mabetleri etrafında düşman askerleri gezdikçe, öz vatan toprakları üstünden yabancı adamların ayakları çekilmedikçe biz, mücadelemizde devam etmeye mecburuz. Kendi hükûmetimizin idaresi altında bedbaht ve fakir yaşamak, yabancı esareti pahasına kavuşacağımız huzur ve mutluluğa bin kere üstündür.

1920 (Atatürk’ün T.T.B. IV, s. 307)

Associated Press muhabirine Ankara’da demeci:


Amerikalı gazetesi Shaw Moore’a verdiği demeçten:

Biz, Türkiye’nin bağımsızlığını ve bütünlüğünü kurtarmaya çalışıyoruz. Allah’ın yardımı ve Türk milletinin yenilmez kuvveti sayesinde gayemize ulaşacağız!

1921 (Atatürk’ün S.D. III, s. 28)


Soru: Kurtuluş çabanızın yayılacağınızda nasıl emin oldunuz?

Millî irade, kendi istikametinde bir nehir gibi coşup taşacaktır. Mücadeleyi her noktasından düşünerek kabul etmiş bulunuyoruz. Memlekette umduğumuz millî uyanış ve coşku hasıl olmuştur. Sadece dayanıklı olmak ve vazifede kusur etmemek temel şarttır.

1919 (Mazhar Müfit Kansu, E.Ö.K. (Atatürkle Beraber, Cilt: 1, s. 87)


Soru: Kurtuluş mücadelesinde sizi umutlandıran olaylardan bahseder misiniz?

Sivas Kongresi’ni açarken söylemiştir:

Vatan ve milletin kurtuluşunu amaçlaşan zorlayıcı sebepler, sizleri bunca zahmet ve engel karşısında Sivas’ta topladı. Yiğitçesine azminizi tebrik ve hoş geldiniz demekle, bahtiyarlığımı sunarım. Millî Meclis’in henüz toplanmamış olduğu bir sırada, baskı altına alınmış ve bağımsızlığını kaybetmiş olan Hükûmet Merkezi’nin kendi başına kanunsuz bir kararı veyahut millî emellere aykırı bazı dış tekliflere boyun eğme gibi olupbittilerin ihtimaline karşı Erzurum ve Sivas Kongrelerinin millî ruhu temsilen ve birbirini izleyerek toplanması, şüphesiz ki kurtuluşa götüren iyi bir işarettir.


Soru: İstanbul'da kalıp "mış gibi" kurtuluş mücadelesi verseydiniz ne olurdu?

Düşman süngüsü altında millî birlik olamaz. Ancak hür vatan topraklarında hamiyetli, fedakâr arkadaşlar el ele vererek memleketin bağımsızlığı ve milletin hürriyeti için çalışabilirler. Ben de zaten onun için gidiyorum.

1919 (Hüsrev Gerede, 20. Asır Mecmuası, Cilt: 3, Sayı : 66, 1953 s. 28)


Soru: Kurtuluş mücadelesine liderlik yapacakların özelliklerini anlatır mısınız?

Birinci T.B.M.M.’inde yaptığı bir konuşmadan:

Milletimiz bugün, bütün mazisinde olduğundan daha çok ve ecdadından daha çok ümitlidir. Bunu ifade için şunu arz ediyorum. Kendilerinin* tâbiri veçhile cennetten vatanımıza gözcü olan merhum Kemal demiştir ki:

Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini

Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini

İşte bu kürsüden, bu yüce Meclis’in reisi sıfatiyle yüksek heyetinizi teşkil eden bütün azanın her biri namına ve bütün millet namına diyorum ki:

Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini

Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini

1921 (Atatürk’ün S.D.I, s. 150)


Millî gaye için ortaya atılacakların, bugün imhasını düşünen yalnız saray, hükûmet ve yabancılardır. Fakat, bütün memleketin aldatılmasını ve aleyhe çevrilmesini de ihtimal dahilinde görmek lâzımdır. Baş olacakların, her ne olursa olsun, gayeden dönmemesi, melekette barınabilecekleri son noktada, son nefeslerini verinceye kadar, gaye uğrunda fedakârlığa devam edeceklerine işin başında karar vermeleri icabeder. Kalplerinde bu kuvveti hissetmeyenlerin teşebbüse geçmemeleri elbette daha iyidir. Zira, bu takdirde, hem kendilerini ve hem de milleti aldatmış olurlar.

Bir de söz konusu vazife, resmî makam ve üniformaya sığınarak el altından idare edilemez. Bu tarzın bir derecesi olabilir. Fakat, artık o devir geçmiştir. Açıkça ortaya çıkmak ve milletin hukuku namına yüksek sada ile bağırmak ve bütün milleti, bu sadaya iştirak ettirmek lâzımdır. Benim, vazifemden uzaklaştırıldığıma ve her türlü neticeye mahkûm bulunduğuma şüphe yoktur. Benim ile açıkça birlikte çalışmak, aynı neticeyi şimdiden kabul etmektir. Bundan başka, söz konusu ettiğimiz vaziyetin gerektirdiği adamın, diğer birçok görüş noktalarından dahi, mutlaka benim şahsım olabileceği gibi bir iddia mevcut değildir. Yalnız, herhalde, bu memleket evlâdından birinin ortaya çıkması zarurî olmuştur. Benden başka bir arkadaşı dahi düşünmek mümkündür. Yeter ki o arkadaş, bugünkü vaziyetin kendisinden istediği tarzda harekete razı olsun!

1919 (Nutuk I,s.44-45)


Soru: İstanbul bu kurtuluş mücadelesinin merkezi olabilir miydi?

İstanbul’u terk etmek zarureti, İstanbul’da hasıl olan elim şartlardan idi. Anadolu’ya geçmekteki maksadım, Anadolu’nun ortasında ve Türk milletinin büyük kütlesi içinde, Türk milletinin yüksek seciyesine ve sarsılmaz azim ve imanına dayanmak idi. Bundan başka hiçbir tedbirin memleket ve milletin derin yarasına çare olamayacağına kesin kanaat hasıl etmiştim. Onun için Samsun’a ayak bastığım dakikada aldığım ilk tedbir, Samsun ve havalisine dair yanımda bulunanlara gereken emirleri ve talimatı vererek hemen güneye yürümek oldu.

1924 (Atatürk’ün S.D.V, s. 101)


Aziz ve mübarek vatanımızı kurtarmak için bütün aydınların, herkesin hazır olması lâzımdır. İstanbul’a gitmeyeceğiz. Anadolu, en büyük hazinedir. Vatanın sinesinde kurtuluş çarelerini beraberce ölünceye kadar aramaya, temin etmeye çalışacağız.

1919 (Sırrı Kardeş, M. Kemal Kırşehir’de, s.30)


Soru: Başarmasaydınız ne olacaktı ATAM?

Biz bir amaç takip ediyoruz. Bu amacımız öteden beri muhtelif vesilelerle ifade edilmiştir. Ben şimdi de onu tekrar ediyorum: Milletin, devletin bağımsızlığını muhafaza etmek! Bunun içinde namus ve şeref tamamen yer alacaktır. Bağımsız olarak milletimizin belirli hudutlar dâhilindeki tamamiyetini muhafaza etmektir. Bunun için muharebe ediyoruz. Efendiler! Memleketimizin ellide biri değil, her tarafı tahrip edilse, her tarafı ateşler içinde bırakılsa, biz bu toprakların üstünde bir tepeye çıkacağız ve oradan savunma ile meşgul olacağız. Bundan dolayı iki karış yer işgal edilmiş, üç beş köy tahrip edilmiş diye burada feryada lüzum yoktur. Ben size açık söyleyeyim; efendiler bazı yerler işgal edilmiştir ve bunun üç misli daha işgal olunabilir. Fakat bu işgal hiçbir vakitte bizim imanımızı sarsmayacaktır.

1920 (Atatürk’ün S.D. I, s. 78)


Karşı koymakta sona kalanlarımız, bir tepede hayatlarına son verirler. Gelecekte “Burada yatanlar, vatanlarını kurtarmaya çalışanlardır” diye bir yazılı taşa sahip olabilirlerse mükâfatları, bu olur.

1920 (Fahrettin Altay, Millî Mücadele Hatıralarım; Hayat Mec. Yıl: 3, No: 127, 1959, s. 28)


Soru: Kurtuluş mücadelesi kısa sürede tamamlanmasaydı vazgeçer miydiniz?

Senelerce mücadeleye mecbur olsak bile Yunanlıları Anadolu’dan kovmaya kesin şekilde azmettik. Türkiye Türklerindir! İşte milliyetperverlerin prensibi budur. Biz, hukukumuzun müdafaası için mücadeleye devam etmeye karar verdik.

1921 (Atatürk’ün S.D.V, s. 83)


Soru: Kurtuluş mücadelesinin başarı kriteri nedir?

Bütün millet, bütün cihan bilsin ki, en nihayet ve en nihayet millet tam bağımsızlığının temin edildiğini görmedikçe, yürümeye başladığı yolda bir an durmayacaktır.

1923 (Atatürk’ün S.D.II, s.110)


Bütün cihanın bilmesi lâzımdır ki, Türkiye halkı, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun Hükûmeti, uşak muamelesine tahammül edemez. Her medenî millet ve hükûmet gibi varlığının, hürriyet ve bağımsızlığının tanınması isteğinde kesin olarak direnmektedir. Ve bütün davası da bundan ibarettir! Biz cenkçi değiliz. Barışseveriz. Ve bir an evvel barışın gerçekleşmesini görmek ve ona yardım ve hizmet etmek isteriz.

1921 (Atatürk’ün S.D. I, s. 181)


Soru: Kurtuluş mücadelesinde teşkilatlanma prensiplerinizi anlatır mısınız?

Teşkilâtın diğer teferruatına bakacak olursak, işe köyden ve mahalleden ve mahallle halkından, yani fertten başlıyoruz. Fertler düşünür olmadıkça, hukukunu müdrik bulunmadıkça, kütleler istenilen istikamete, herkes tarafından iyi veya fena istikametlere sevk olunabilirler. Kendini kurtarabilmek için her ferdin, mukadderatıyla bizzat alâkadar olması lâzımdır. Aşağıdan yukarıya, temelden çatıya doğru yükselen böyle bir müessese, elbette sağlam olur. Şüphe yok, her işin başlangıcında, aşağıdan yukarıya doğru olmaktan ziyade yukardan aşağı olması zarureti vardır. Birincisinin belirmesinde, bütün beşeriyet için gayeye erişme kolaylaşmış olurdu. Böyle olmanın amelî ve maddî imkânı henüz bulunmadığından bazı müteşebbisler, milletlere verilmesi lâzım gelen istikametin çizilişinde kılavuzluk ediyorlar. Bu suretle yukardan aşağıya şekillendirilebilir. Biz, memleketimiz dahilindeki seyahatlerimizde doğal olarak birinci tarzda başlamış olan millî teşkilâtımızın hakikî kaynağa, ferde kadar indiğini ve oradan tekrar yukarıya doğru hakikî şekillenmenin başladığını büyük memnuniyetle gördük. Bununla beraber, olgunlaşma derecesine eriştiğini iddia edemeyiz. Bunun için, özellikle aşağıdan yukarıya tekrar bir şekillenmenin husulü gayesine bilhassa çalışmamız, millî ve vatanî bir vazife sayılmalıdır.

1920 (Nutuk III, s. 1185)


Soru: Ordu işgalcilere bırakılabilir miydi?

Her zamandan ziyade kaniim ki harp, pahalı bir iştir. Harbin sürüklediği facialar ve dehşetten müteessirim. Fakat harp etmeksizin elimizdeki silâhları bıraktığımız zaman, nasıl tamamen harap olacağımızı da biliyorum.

1921 (Atatürk’ün S.D.V, s. 84)


Soru: Kurtuluş mücadelesinde ordunun önemi nedir?

Bizi imha etmek görüşü karşısında mevcudiyetimizi silâhla muhafaza ve müdafaa etmek pek tabiîdir. Bundan daha tabiî ve daha meşru bir hareket olamaz.

1921 (Atatürk’ün S.D. I, s. 181)

Ordumuz, hayat ve haysiyet mücadelesinde milletin ve milletin gayelerinin yegâne dayanağıdır. Ordu, kendisine düşen bu yüce görevinde hakkıyla muvaffak olabilmesi için lâzım gelen niteliklerin birincisi, demir gibi bir inzibattır. Orduda inzibatın yegâne belirti vasıtası aydın, kahraman, fedakâr subaylardır.

1920 (Atatürk’ün S.D.V, s. 27)


Soru: Ordu-millet ilişkisini nasıl görüyorsunuz?

Bilmek lâzımdır ki, ordu millî teşkilât kadrosu haricinde değil, belki onun ruh ve esasını teşkil etmektedir.

1919 (Nutuk I, s. 350)


Soru: Kaynağımız yoksa ordu kurulabilir mi?

Gelir kaynaklarımızla ne yapabileceğimiz hakkındaki endişe, belki herkesten ziyade beni meşgul etmektedir. Yalnız, ben, ordumuzun mevcudiyet ve kuvvetini, paramızla orantılı bulundurmak görüşünü kabul edenlerden değilim: “Paramız vardır, ordu yaparız; paramız bitti, ordu dağılsın...” Benim için böyle bir mesele yoktur; ister olsun ister olmasın, ordu vardır ve olacaktır. Bu noktada bir hâtıramı da canlandırayım; ben ilk defa bu işe başladığım zaman, en akıllı ve düşünür sayılan birtakım kişiler bana sordular: “Paramız var mıdır? Silâhımız var mıdır?” Yoktur, dedim. O zaman, “ O halde ne yapacaksın?” dediler. “Para olacak, ordu olacak ve bu millet bağımsızlığını kurtaracaktır!” dedim. Görüyorsunuz ki hepsi oldu ve olacaktır. Bir takım Efendiler de , Başkumandan, millete angarya yaptırıyor demişler, halbuki kanunun memlekette angaryayı menettiğinden bahsetmişler. Bu doğrudur Efendiler; fakat ihtiyaç, tehlike, bize her şeyi meşru göstermektedir. Ordunun ihtiyaçları, millete angarya yaptırmayı gerektiriyorsa bunu yapıyoruz ve en doğru kanun, budur. Milletin ve ordunun mağlûp olmaması için, kanun buna mânidir diye, lüzumlu gördüğüm tedbiri almakta tereddüt etmeyeceğim.

1922 (Nutuk II, s. 659)


Soru: Kurtuluş mücadelesi boyunca siz millete hesap verdiniz mi?

Şüphe etmiyorum ve hiç kimsenin şüphe etmeyeceğini zannediyorum ki, Büyük Millet Meclisi ve onun Hükûmetinin bugüne kadar takip ettiği siyaset, tamamen millî emellere uygundur. Bu siyasetin ne olduğunu tekrara lüzum görmem. Yalnız iki kelimesini zikredeceğim ki, o da millî sınır dahilinde milletin bağımsızlığıdır ve bu, gayet kuvvetli ve büyük mâna ifade eder esastır. Bugüne kadar, bu esastan ayrıldığımızı ima edecek en ufak bir işareti bile göstermek mümkün değildir.

1921 (G.C.Z., cilt: I, s. 333)


Soru: Kurtuluş mücadelesinde millet ile Atatürk ve silah arkadaşlarının bağını nasıl tanımlarsınız?

20 Eylül 1919’da Sivas’ta Amerikan Generali Harbord’la görüşmesi esnasında, General’in “Fakat millet ve siz, her türlü çalışmada ve fedakârlıkta bulunmanıza rağmen muvaffak olamazsanız ne yapacaksınız?” sorusuna verdiği cevap:

Millet ve biz yok, birlik halinde millet var! Biz ve millet ayrı ayrı şeyler değiliz. Ve şunu kesin olarak söyleyeyim ki bir millet, varlığı ve bağımsızlığı için her şeye girişir ve bu gaye uğrunda her fedakârlığı yaparsa, muvaffak olamaması mümkün değildir. Elbette muvaffak olur. Muvaffak olamaz ise o millet ölmüş demektir. Şu halde, millet yaşadıkça ve her türlü fedakârlıkta bulundukça muvaffak olamaması hatıra gelmez ve böyle bir şey söz konusu olamaz!


Soru: Geniş yetkiler veren Başkomutanlık Kanun'unun kabulü sonrası konuşmanızı tekrar söyler misiniz?

5 Ağustos 1921 günü kendisine geniş yetkilerle Başkomutanlık veren Kanun’un kabulünü takiben Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaptığı konuşmadan:

Efendiler! Zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanları, Allah’ın yardımıyla mutlaka mağlup edeceğimize dair olan inan ve güvenim bir dakika olsun sarsılmamıştır. Bu dakikada bu kesin inancımı yüksek heyetinize karşı, bütün millete karşı ve bütün dünyaya karşı ilân ederim!

1921 (Atatürk’ün S.D.I, s.169)


Soru: Kurtuluş mücadelesinde Türk kadınının yeri ve önemi neydi ATAM?

Dünyanın hiçbir yerinde, hiçbir milletinde, Anadolu köylü kadınının üstünde kadın çalışması zikretmek imkânı yoktur ve dünyada hiçbir milletin kadını “Ben, Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını kadar emek verdim” diyemez.

1923 (Atatürk’ün S.D. II, s. 147-148)


Soru: Türkiye, kurtuluş mücadelesinde yalnız mıydı?

Türkiyenin bugünkü mücadelesinin yalnız Türkiye’ye ait olmadığını, bütün arkadaşlarımız ifade etmiş iseler de,bunu bir defa daha doğrulamak lüzumunu hissediyorum. Türkiyenin bugünkü mücadelesi, yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı belki daha kısa, daha az kanlı olur ve daha çabuk bitebilirdi. Türkiye, büyük ve mühim bir gayret sarfediyor. Çünkü müdafaa ettiği, bütün mazlum milletlerin, bütün doğunun davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar Türkiye, kendisiyle beraber olan doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir. Türkiye, şimdiye kadar mevcut tarih kitaplarının gereklerini değil, tarihin hakikî gereklerini takip edecektir. Gerçekten, mevcut tarihlerin kaydettiği hadiseler, milletlerin hakikî fikirleri, emelleri, hareketleri değildir.

Doğu milletleri, kendi iradeleri, kendi hisleriyle hareket etmiyorlardı.Onların başında birtakım müstebit, keyfi hareket eden çarlar, hüdavendler vardı. Tarihte yazılanlar, daha çok onların hırslarını tatmin için yaptıkları olaylardır.Biz onların hepsini yırtacağız, yeni bir tarih yapacağız.

1922 (Atatürk’ün S.D. II, s. 40)


Dr.Bahtiyar EREN, sanal olarak yapmış olduğu bu mülakat sonucunda aşağıdaki değerlendirmeyi yapmayı uygun görmüştür.

Milli Mücadele; tam bağımsızlık amacını elde etmek amacıyla

"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini

Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini" diyerek başlatan Mustafa Kemal ATATÜRK liderliğinde, silah arkadaşlarıyla birlikte, millet-ordu, kadın-erkek, yaşlı-genç, zengin-fakir herkesin katılımıyla hep birlikte "geri dönmeyi düşünmeden" yapılmıştır.

Bize düşen her karışı şehit ve gazi kanıyla sulanmış olan bu güzel vatanı korumak ve kollamak, geliştirmek, çağdaş medeniyet seviyesine yücelterek; bizden sonraki nesillere teslim etmektir.

Atatürk ve Milli Mücadele ile ilgili video için:



Güzel günler sana gelmez, sen onlara yürüyeceksin.

Hz.Mevlana


1. Yalın Yönetim ilgili diğer bilgileri Yazardan Direkt Yayınevi tarafından basılan "Yalın Yönetim ve Teknikleri: Soru ve Yanıtlarla" adlı kitabımda bulabilir, www.heryerdekitap.com ve amazon.com.tr adreslerinden sipariş vererek temin edebilirsiniz.

2. Ayrıca, www.freeleansixsigma.com web sayfamda Türkçe ve İngilizce Yalın Altı Sigma ile ilgili detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz.

3. Yalın Yönetim ile ilgili kısa fakat öz ve açıklayıcı bilgileri içeren eğitici videolarımı "Dr.Bahtiyar EREN" YouTube kanalımda bulabilirsiniz. Videolarım İngilizce ve Türkçe olarak hazırlanmıştır.


Kalite dostu ve gönüllüsü olmanız ve kalmanız dileğiyle saygılarımı sunarım.

Dr.Bahtiyar EREN


Resim: https://images.app.goo.gl/LS7La2RQ3C89eEAD9

[1] http://www.anitkabir.org/ataturk/ataturk-kronolojisi.html (Erişim tarihi: 28 Mayıs 2020)







2 views
Operations Research
CSSBB, CSSGB, CQE
(American Soceity of Quality-ASQ)

© 2019 by Bahtiyar EREN. Bu web sayfası Wix.com programı ile oluşturulmuştur.

Pictures are taken from https://pixabay.com